Bugun...


Adem'le Havva'nın Günlüğü
Mark Twain, Adem'le Havva'nın Günlüğü'nden Bir Bölüm

facebook-paylas
Tarih: 02-03-2015 22:17
Adem'le Havva'nın Günlüğü
+ -
Pazartesi
 
Bu uzun saçlı yeni mahluk da çok olmaya başladı artık. Nereye gidersem gideyim karşıma çıkıyor. Hep peşimde. Bundan hiç hoşlanmıyorum. Keşke öteki hayvanların yanında dolaşsa. Hava bugün bulutlu. Rüzgâr doğudan esiyor.
 
Sanıyorum bizi yağmurlu bir gün bekliyor. Bizi mi dedim? Bu kelime de nereden çıktı? Ha, tamam hatırladım; o yeni mahlûk kullanıyor bu kelimeyi.
 
Salı
 
Büyük çağlayanı seyrediyordum. Civardaki en nefis şey bence bu. Yeni mahluk onun Niagara Çağlayanı'na benzediğini söylüyor. Bu hiç de akıllıca değil; sadece su katılmamış bir densizlik ve aptallık. Kendi başıma hiçbir şeye ad koyamıyorum. Bu yeni mahluk, karşıma çıkan her şeye, itiraz etmeme dahi fırsat bırakmadan bir isim koyuyor. Bahanesi de hep aynı: Filanca şeye benziyor. Örneğin Dodo kuşu. Neymiş efendim, bakınca onun bir dodoya benzediği açıkça görülebiliyormuş. Kuş bundan böyle hep dodo diye bilinecek. Ne yazık. Bütün bunlar canımı çok sıkıyor. Dodo! Ben bile bir dodoya ondan çok benziyorum.
 
Çarşamba
 
Yağmurdan korunmak için kendime bir barınak yaptım. Ama huzurlu bir şekilde içine girip de oturmak ne mümkün? Yeni mahluk gelip barınağıma girdi. Onu dışarı atmaya çalıştığımda çevresine baktığı deliklerden su çıkardı ve sonra pençelerinin arkasıyla bu suyu sildi. Bir yandan da bazı hayvanların korktukları zaman çıkarttıkları seslere benzer bir ses çıkartıyordu. Keşke hiç konuşmasaydı; ne güzel olurdu. Ama bir an bile susmuyor. Belki zavallı mahluka hakaret ediyormuşum gibi bir izlenim yaratıyorum ama aslında öyle bir niyetim yok. Daha önce hiç insan sesi duymamıştım ve ayrıca kafamı dinlemeyi düşlediğim bu barınağın sakin ve huzurlu ortamına kendini zorla sokan her yeni ve tuhaf ses kulağımı tırmalar. Üstüne üstlük bu yeni ses yanıbaşımda çınlıyor; hemen omzumun üstünde ve tam kulağımın dibinde. Bir sağ kulağımın dibinde bir sol kulağımın. Ben öyle kulağımın dibinden gelen seslere alışık değilim.
 
Cuma
 
Bu adlandırma işi aynen devam etmekte. Karşı yöndeki çabalarım hiçbir sonuç vermiyor. Yaşadığım yer için çok hoş, melodik bir ad bulmuştum: Cennet Bahçesi. Ben kendim bu toprakları bu adla anmaya devam edeceğim. Yeni mahluk dört bir tarafın ağaç ve kaya olduğunu, bahçeye benzeyen bir yan bulunmadığını söylüyor. Dediğine göre burası bir parka benziyormuş ve parktan başka bir şeye de benzemiyormuş. Böylelikle, tabii benim görüşüm alınmadan bu topraklara yeni bir isim verildi: Niagara Çağlayanı Parkı. Bu, artık haddini aşmış bir zorbalık. Dayanmak mümkün değil. Bir de orta yere bir tabela dikti: 'ÇİMENLERE BASMAYIN'.
 
Eskisi kadar mutlu bir hayatım yok artık.
 
Cumartesi
 
Yeni mahluk çok fazla meyve yiyor. Muhtemelen çok yakında hiç meyvemiz kalmayacak. Yine 'biz' dedim. Onun kullandığı sözcükleri duya duya artık ben de kullanmaya başladım. Bu sabah oldukça yoğun bir sis vardı. Sisli havalarda dışarı çıkmıyorum ama bu yeni mahluk çıkıp geziyor. O her havada geziyor ve içeriye çamurlu ayaklarıyla giriyor. Ve konuşuyor! Bir zamanlar burası çok sakin ve güzel bir yerdi.
 
Pazar
 
Berbat bir gün. Bugün gittikçe daha dayanılmaz bir hal alıyor. Geçen Kasım ayında bugün dinlenme günü olarak belirlenmişti. Ondan önce her hafta için altı tane dinlenme günüm oluyordu. Bu sabah uyandığımda yeni mahluku, yasaklanmış ağaçtan elma koparmaya çalışırken gördüm.
 
Pazartesi
 
Yeni mahluk adının Havva olduğunu söylüyor. Buna hiçbir itirazım olmaz. Yanıma gelmesini istediğimde kendisini bu adla çağırmalıymışım. Kelime olarak saygı uyandıran, büyük, güzel ve yinelenerek söylenmeyi hak eden bir kelime. Yeni mahluk diyor ki, o bir mahluk değil kadınmış. Burası biraz şüpheli ama aslında benim için hepsi bir. Keşke kendi başının çaresine bakabilse ve konuşmasaydı.
 
Salı
 
Havva her yeri çirkin isimler ve kaba işaretlerle kirletti.
 
BURADA GİRDAP VAR.
 
ADAYA BU YOLDAN GİDİLİR.
 
RÜZGÂRLI MAĞARAYA BURADAN GİDİLİR.
 
Havva bu parkın güzel bir tatil beldesi olabileceğini söylüyor. Tatil beldesi. Yeni icat ettiği sözlerden biri. Durmadan anlamsız sözcükler icat ediyor. Tatil beldesi de ne demek? Ama hiç sormamak gerek. Bir şey sorulunca onu uzun uzun anlatmak gibi bir takıntısı var.
 
Cuma
 
Çağlayana atlamamam için çok yalvardı. İyi de bunun ne zararı var? Bunun kendisini korkuttuğunu söylüyor. Doğrusu sebebini çok merak ediyorum. Ben bunu hep yapıyorum. Çağlayana balıklama atlamanın verdiği heyecan ve serinlemek hoşuma gidiyor. Bence çağlayan bu iş için yapılmış. Başka bir şeye yarayabileceğini tahmin etmiyorum. O ise çağlayanın manzara olsun diye yapıldığını söylüyor. Tıpkı gergedanlarla filler gibi.
 
Çağlayana bir fıçı içinde atladım ama bu onu memnun etmedi. Üzerimde incir yaprağından yapılma elbisemle girdabın içinde ve kuvvetli akıntıya karşı yüzdüm. Elbise bir hayli yıprandı. Böyle olunca da üstüme başıma dikkat etmedim diye bir sürü laf işittim. Kendimi burada çok kısıtlanmış hissediyorum. Bir hava değişimine ihtiyacım var.
 
Cumartesi
 
Geçen Salı günü kaçtım. İki gün boyunca yol aldım ve tenha bir yerde kendime bir başka barınak yaptım. Elimden geldiğince izlerimi silmeye gayret ettim. Ama o, kurt diye çağırdığı ve evcilleştirdiği bir hayvanın yardımıyla yerimi buldu. Yine o acıklı sesin eşliğinde, baktığı deliklerden su çıkartıyor. Onunla geri dönmeye mecbur kaldım. Ama ilk fırsatta yine göçeceğim. Havva lüzumsuz birçok şeyle kendini yoruyor. Örneğin, arslan ve kaplan denilen hayvanların, birbirlerini yesinler diye verildiği aşikar olan dişleri varken neden çimen ve çiçek yiyerek beslendiğini merak ediyor. Ne kadar aptalca çünkü bunu yapabilmeleri için birbirlerini öldürmeleri gerekir. Böyle bir şeyin vuku bulması halinde ise adına ölüm denen şey gerçekleşmiş olacak. Oysa ölüm, bana söylendiğine göre Park'a henüz girmemiş. Bazı açılardan çok talihsiz bir durum bu.
 
Pazar
 
Berbat bir gün.
 
Pazartesi
 
Galiba haftanın ne işe yaradığını buldum. Pazar gününün verdiği yorgunluğu atmaya yarıyor. Harika bir buluş. Havva yine o ağaca çıkmaya çalışıyor. Engel olmaya çalışıyorum. O ise kimsenin görmeyeceğini söylüyor. Bu yaptığıyla başımıza gelebilecek tehlikeli bir işe uygun bir zemin hazırlıyor. Bunu kendisine de söyledim. 'Uygun zemin' lafına hayran kaldı. Galiba biraz da kıskandı. Doğrusu güzel söz.
 
Salı
 
Bana, kaburgalarımdan alınan bir kemikten yaratılmış olduğunu söylüyor. Bence orası biraz şüpheli. Hiç eksik kaburga kemiğim yok benim. Kafasını akbabaya takmış. Otlarla beslenmesinin ona iyi gelmediğini, onu yetiştirmesinin mümkün olamayacağını, kokuşmuş leş ile beslenmesi gerektiğini söylüyor. Akbabayı rahat ettireceğiz diye kurulu düzeni alt üst edemeyiz ki.
 
Cumartesi
 
Dün, hep yaptığı gibi yine gölün sularında kendini seyrederken yuvarlanıp suya düştü. Az kalsın boğuluyordu. Bunun çok rahatsız edici bir şey olduğunu söylüyor. Bu olay, suda yaşayan ve kendisinin balık adını verdiği hayvanlar için üzülmesine sebep oldu. Bu arada hâlâ bir isme ihtiyaç duymayan ve isimleri söylenince yanına gelmeyen şeylere isim koymaya devam ediyor. Fakat onun için bu bir önem taşımıyor. Öyle şapşal ki. Neyse, kalkmış bu balıklardan bir sürü toplamış ve dün gece, sıcak tutsun diye getirip yatağıma koymuş. Balıkları bütün gün izledim. Hiç de eskisinden daha mutlu görünmüyorlar. Yalnızca daha sakinler. Akşam olsun hepsini dışarı atacağım. Bir daha onlarla uyumaya niyetim yok. İnsanın üzerine bir şey giymemişken bu yaratıklarla uyuması çok soğuk ve nemli ayrıca pek nahoş bir şey.
 
Pazar
 
Berbat bir gün.
 
Salı
 
Bir yılanla dolaşmaya başladı. Öteki hayvanlar buna çok memnun oldular çünkü sürekli onların üzerinde bir takım deneyler yapıp canlarını sıkıyordu. Doğrusu ben de pek memnun kaldım çünkü yılan konuşabiliyor ve böylece ben de kafamı dinleyebiliyorum.
 
Cuma
 
Yılan ona, o ağacın meyvesini yemesini salık veriyormuş. Eğer yerse bunun karşılığında çok büyük, güzel ve asil bir bilgeliğe ulaşacağını söylüyormuş. Ona bunun bir başka sonucu daha olacağını anlattım. O meyveyi yemenin dünyaya ölümü getireceğini açıkladım. Keşke açıklamasaydım. Bu ona sadece yeni bir fikir verdi. Hasta akbabayı kurtarabileceğini ve arslanlarla kaplanları taze et ile besleyebileceğini düşünüyor. Ona o ağaçtan uzak durmasını tavsiye ettim. Karşı çıktı. Başımıza bir felaket geleceği açıkça görülüyor. Ben buralardan gidiyorum.

 

Mark Twain 




Kaynak: İzdiham

Bu haber 1816 defa okunmuştur.

YORUMLAR

 İlk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
VİDEO GALERİ
SON YORUMLANANLAR HABERLER
YUKARI